M
| Madalya |
Bir kimseye
başarılarından dolayı ya da bir olayın anısına verilen, üzerinde bir resim,
kabartmalı bir yazı taşıyan ve genellikle yuvarlak metal parçasına verilen addır ve
Latince kökenlidir. Madalya, takas değeri olmayan ve önemli bir olayı anma amacını
taşıyan, önyüzü bir tasvir, arkayüzü alegorik bir sahne ile bezeli bir nesnedir.
Ortaçağ’da İslam ülkelerinde ilk madalyalar Abbasiler döneminde bastırıldı.
Halife Muktedir’in bulunduğu bir örnek Berlin Müzesi’nde sergilenmektedir. Anadolu
Selçukluları döneminde II. Keyhüsrev’in Konya’da bastırdığı (1245) Atiye
dinarları 41 mm çapında, 134,25 g ağırlığındaydı. Gerçek anlamda madalya,
Avrupa’da 14. yüzyılın sonuda ortaya çıktı. Bunların en eski örneğinin,
Padova’nın yeniden ele geçirilişini kutlamak için Carrara senyörü Francesco
Novello II’nin 1390’da bastırdığı madalya olduğu sanılmaktadır. Osmanlılarda
ilk madalya altından bastırılan Ferahi’dir (1730). Bunu diğer madalyalar
izlemiştir. Türkiye’de bugün için madalyalar, 24.10.1983 tarih ve 2933 sayılı
Madalya ve Nişanlar Kanunu ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılmış olan Devlet Madalya
ve Nişanları Yönetmeliği’ne göre verilmektedir. Söz konusu Yönetmeliğin
4’üncü maddesinde yapılan tanıma göre madalya; yurtiçinde veya dışında,
Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasında, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğünün
korunmasında, Devletin yücelmesinde ve milli menfaatlere katkıda, hizmet ve vazifede,
üstün feragat, fedakarlık, başarı ve yararlılık gösteren kişilere verilen
muhtelif cins ve değerde sembolü ifade eder. 2933 Sayılı Kanun’un 2’nci maddesine
göre dört tür madalya vardır. Bunlar; Devlet Şeref Madalyası, Devlet Övünç
Madalyası, devlet Üstün Hizmet Madalyası ve Devlet Savaş Madalyası’dır. |
| Manganez |
Demirle yakın benzerlik
gösteren, daha çok alaşım halinde kullanılan, geçiş metalleri grubundan, kimyasal
simgesi Mn olan element. Bakır-mangan alaşımları madeni para basımında kullanılır.
Manganez, alüminyum elde edilmesinde kullanılan bir elementtir. Alüminyum da yine
madeni para basımında ya doğrudan ya da alaşım olarak yaygın kullanılan bir
metaldir. |
| Master
Kalıp |
Ana kalıp. (Bakınız; kalıp) |
| Meskûk |
Arapça sikke
sözcüğünden kaynağını alan meskûk, damgalanmış, akçe haline getirilmiş
anlamına gelmektedir. Meskûkât; madeni paralar, sikkeler analıma gelmektedir.
Uygulamada Darphane tarafından basılan Cumhuriyet altınları meskûk ve ziynet
olmak üzere iki türe ayrılmaktadır. Meskûk Cumhuriyet altını, ülkemizde bir
tasarruf aracıdır. |
| Mg. |
Magnezyumun elementinin
kimyasal simgesidir. Magnezyum, 1808’de önce Davy, daha sonra da 1829’da Bussy
tarafından katışkılı olarak elde edildi. Magnezyum, gümüş beyazlığında,
yassılaşabilen bir katıdır; ama tokluğunun zayıf olması nedeniyle pek fazla sünek
değildir. Kuru havadan etkilenememesine karşın, nemli havada yükseltgenir. Yoğunluğu
2’den düşük olan magnezyum ağırlıklı alaşımların, ağırlık azaltımının
büyük önem taşıdığı sanayilerde (havacılık, uzay havacılığı,
taşımacılık, taşınabilir takımlar, madeni para vb) yaygın bir kullanımı vardır.
|
| Milyem |
Fransızca kökenli bir
sözcük olup, ağırlık ölçüsü olarak kullanılmaktadır ve gramın binde biri
anlamına gelmektedir. Bir altın ya da gümüş alaşımında bulunan saf, değerli maden
miktarını ölçmekte kullanılır. Örneğin; % 99.5 saf altın 995 milyem, 24
karattır. |
| Mine |
Farsça kökenli bir
sözcüktür. Seramik, cam ve metal gibi maddeleri korumak, renklendirmek ya da bunlara
parlaklık kazandırmak için kaplama olarak kullanılan camsı, saydam ya da saydam
olmayan maddedir. Eşanlamlısı emaydır. Metaller üzerinde kullanılan mine;
genellikle kum, minimum, potas, sudkostik ve renklendirici metal oksitlerin
karışımından oluşur. Yüzeye toz ya da hamur olarak uygulanır ve bir fırın içinde
eritilerek yapışması sağlanır. Mine süsleme, özellikle altın, gümüş ve saf
bakır üzerine uygulanır. Bu bezeme biçiminde renk tonları ısı derecesi ve
fırınlama süresi ile ayarlanır. |
| Mühür |
Arapça mühr
kökünden gelmektedir. Üzerinde, mürekkeplendikten sonra basılacak olan kabartma bir
işaret ya da bir yazı bulunan metal ya da kauçuk araca verilen addır. Bir sap ucuna,
bir yüzüğe vb. takılıp, balmumu üzerine armalar, ad ve soyadın ilk harflerini
basmaya yarayan, oyuk ya da kabartmalı olarak işlenmiş araçlara da mühür
denilmektedir. Mezopotamya uygarlığında mühür, Halef ve el-Ubeyd dönemlerinde
görülmeye başlandı. Anadolu’nun geleneksel mühür formu damga mühürlerdir ve
bunlar Yenitaş döneminde görülmeye başlar. Mezopotamya’ya özgü silindir
mühürler Anadolu’da İ.Ö. II. Binyıl başlarında kullanılmaya başladı.
Fenikeliler, damga mühürlerle silindir mühürlerle bir arada kullandılar. Bu
mühürler şekil ve bezeme olarak Mısır’dan esinlenmiştir. Antikçağ’da da
Yunanistan’da mühür kullanılmıştır. Ortaçağ’da mühür genellikle üzerine
harfler ya da armalar işlenmiş, sapkı ya da halkalı metal bir levhadır; parmakta
taşınan ya da zincire asılan mühürler de vardır. Osmanlıda padişahların her
birinin, kendisiyle babasının adlarını taşıyan, bir tanesi zümrüt ve öteki ucu
altın olan yüzük biçiminde tuğralı 4 mührü vardı. Her padişahla birlikte
tuğralı mühür de değişir, ilk işi adına mühür kazdırmak olan yeni padişahın
mühürleri gerekenlere verilirken, kendisinden önceki hükümdarın mühürleri de geri
alınarak saray hazinesine konurdu. Dört mühürden biri kare, diğer üçü oval
biçimdeydi. Dört köşeli olan ve öteki üçüne göre daha küçük olan mühür
padişahın özel mührüydü. |
|